sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ocak 04, 2010

Yorumlu


İlkinde çok gülmüştüm
İkincisini beğenmedim
Üçüncüyü izlemedim
Dürdüncüsünü de merak etmiyorum

Ekim 26, 2008

Devrim

Bu kadar isyan içeren yazıdan sonra "Devrim" başlıklı post'un altından haydi eylem yapalım ekseninde bir yazı çıkması beklenirdi belki ama ben sadece filmle yetineceğim şimdilik. Merak etmeyin, sadece kendi isyanımı en uçta yaşamak için sıkıyorum. Patlayacağım birisine bir gün, sonum F tipi olacak. :D

Sanırım ben propaganda filmlerini seviyorum. Her dönemde yapılası filmlerdendir ben için. Amerikan propagandası olsun, Rus propagandası olsun izlerim, memleketim propagandası olunca daha bi güzel oluyor insanın hoşuna gidiyor. Eleştiri de var filmde ama "iyilik" daha ön planda. Ben oldukça beğendim filmi. Üç Maymun'u izleyecek nefesi bulamadım kendimde, çok dramatik bir hikayesi varmış gibi geldi. Bir de filmin Cannes'dan ödül alması korkuttu beni biraz, çok sanatsal falan çıkacak da yorulacağım diye gitmedim. Ama onu da izleriz elbet.

Bu ara sanırım bir Türk filmi patlaması yaşıyoruz, Aşk Tutulması, Üç Maymun, Devrim Arabaları, Mustafa... Aşk Tutulmasını çok merak ettim, hep yabancıların romantik komedilerini izliyoruz, belkş mizah anlayışımızın küfür etmekten öteye geçtiği şirin bir film olabilir diye düşünüyorum. Bakalım, kısfmet..

Kopma Anı #2

You wanted a monster. You got one.

Ekim 18, 2008

Kopma Anı

Filmlerde esas oğlan kameraya bakar, flashback olur, ölmüş karısı ekrana gelir, "hadi, daha her şey bitmedi" der. İşte bu an film için kopma anıdır. İşte bu anda artık arkanıza yaslanın ve esas oğlanın kötü adamları teker teker nasıl öldürdüğünü izlemeye başlayın.

Rocky'nin dayak yemekten bıktığı ve insanları dövmeye başladığı andır.


Mickey: Get up you son of a bitch! 'Cause Mickey loves you!


Veya Max Payne'in kralın oğlu gelse öldüreceği andır,


Michelle Payne: It's not over Max!
Veya Dire Straits - Telegraph Road'da 10.05'ten sonrasıdır, konserde olup müziği gerçekten hissetmektir o noktada. The Killers - All These Things That I've Done'da 2.38'den sonrasıdır.

Bu arada bu post'ta bunca film varken neden Max Payne? Çünkü biraz önce ondan geldik. Film vasat, insan film boyunca ne zaman Third Person Shooter tadında bir film izleyeceğiz diye bekliyor. Çünkü oyun filmlerinin klasiği haline gelmişti artık oyun benzeri görüntüler vermek. Crank'te bir noktada dönmüştü, Doom'da dönmüştü, Hitman'de dönmüştü. Pavlov'un köpeği gibi hissettim kendimi, her oyun filmi gördüğümde TPS kamerası bekliyorum. Aslında en güzel malzeme bunda çıkardı TPS kamerasında, yana doğru zıplamış görüntüyü yavaşlatmış kurşun saydıran bir Max Payne iyi olurdu...

DN: Bu arada Crank'in oyun filmiyle ne alakası var diyenler çıkabilir, yönetmen bilgisayar oyunu yönetmenliğinden gelmekteymiş, o alaka.

Chop Chop!

Chop Chop!

An exhortation to hurry-up and get moving, usually accompanied by snapping of
the fingers.

Bu kullanıma geçen gün Lock, Stock and Two Smoking Barrels'da rastladım. Hastası oldum. Her zaman her yerde kullanıyorum, hevesim geçer yakında..

Ekim 11, 2008

Eagle Eye

Film oldukça hareketli. Uzun zamandır böyle aksiyona kaptırabildiğim filme denk gelmemiştim sinemada. Aranın gelmemesini istedik uzun bir süre, ara geldiğinde de ne gerek vardı şimdi dedim kendi kendime. Dediğim gibi bolca insanı sarmalayan bir aksiyon vardı filmde.

Filmin yönetmeninin anasına babasına bir çift lafım var. Bir insan çocuğuna isminin ilk harfleri DJ olacak şekilde isim vermemeli bence. Film bittiğinde ekranda adamın ismini gördük (gitmeden de biliyorduk adını, sadece o zaman rahatsız etti) sanki salonda bir anda derinden bir;

"DJ Carusooooo! To the beat babyyyyy!" gelecek diye bekledik.

Gelmedi, hayal kırıklığına uğradık, evet.

Burası spoiler içeriyor film için.

Ulan madem bu eagle eye denen makinenin gözüne kalem sokunca bozuluyodu, bunca insan afedersin pek salakmış, sok aletin gözüne kalemi bitsin dimi? Ama yok illa insanlar ölcek heyecanlı olcak ondan sonra sokacaklar kalemi. Yoksa nasıl gişe yapcak dimi. Neyse bence senaryoda gözüne kalem sokarak aleti yıkacaklarına suyunu çekip bitirselerdi daha yerinde olacaktı.

Netice olarak güzel bir filmdi, amacına ulaşmış, aferim.

Bu arada unutmadan, memleketteki dinlenme paranoyasını yaşayan insanlardan birisiyseniz gitmeyin filme, sokakta yürüyemez olursunuz diyorum, o kadar.

Ekim 05, 2008

Righteous Kill


Filmin konusu kuvvetli değil, senaryosu da keza öyle. Sadece oyuncu kadrosu sağlam, o da sadece başroller (De Niro-Pacino). Ha sorarsanız ki bunlar yetmez mi, yetmezse ne yeter? Bir şey diyemem. Neyse neticede filmden memnun kalmadım. Bunun nedeni filmin ağır yapısıydı. Yönetmen filmin akışıyla oynayarak heyecan katmaya çalışmış oldukça ama harekete yer vermeyişi ve diyalogların beni çok etkilememiş olması dolayısıyla filmden çok memnun kalmadım. Bu film izlenecekse bence sadece De Niro ve Pacino beraber oynamış diye izlenir, yoksa film ahım şahım bir film değil kaldı ki iki usta da unutulmaz bir performans da sergilemiyor filmde..

Eylül 30, 2008

Hellboy II: The Golden Army


Dün yine amaçsızca yaptığımız sinema yolculuklarından birinin neticesinde Hellboy'a girdik. Film'de bir aksiyon beklentiniz var, tam olarak karşılanmıyor, mizah beklentiniz var, onu da karşılamıyor, çok inanılmaz görsellik beklersiniz belki Guillermo del Toro yönetmiş diye, o da yok.

Guillermo Del Toro'nun daha önce bir tek Pan's Labyrinth'ını seyrettim. O filmde gördüğünüz karakterlerin neredeyse aynıları var bu filmde de. Ellerinden göz çıkan adam. Yani yaratıcıdır falandır filandır ama çok yeşillikli bir film olmuş, Hobbit'te falan çok başarılı olabilir belki orta dünya falan girince işin içine ama bu filme çiğ kaçmış, olmamış. New York'un ortasında Elemental'lar falan bir garip olmuş.

Netice itibariyle gidilmeye değmeyecek bir film Wall-E dururken. Ama yok ben çok büyük Hellboy hayranıyım diyorsanız gidin. Aslında illa gideceğim diyorsanız yine gidin.

Wall-E


Pixar'ın film başlangıcında zıplayan masa lambasını her gördüğümde iyi bir film geldiğinden emin oluyorum neredeyse. Her zaman son derece sempatik karakterler, her zaman çok güzel mesajlar var filmlerde.

Wall-e kesinlikle çocukların görmesi gereken, çevre bilincini çok güzel aşılayan bir film bence. Çocuklardan öte yetişkinler de izlemeli, bilinçlendirmenin yanında gerçekten çok hoş vakit geçirttiriyor film. İzleyiniz, izletiniz.

Eylül 05, 2008

Free Willi


Geçen akşam gecenin bir körü oturmuş televizyona bakıyoruz. Zap yaparken her zaman gördüğümde duracağım Bruce Willis'le karşılaştık. Pek tabii ki durduk biz de. Karanlık, sigara dumanıyla dolu bir ortam. Tepeden azıcık vuran loş sarı bir ışık. Elinde viskisiyle, benden geçti bu işler bakışını atan Bruce Willis.

Bu sahneyi kafanızda canlandırdığınızda aklınıza ne geldi? Kahraman dedektif Bruce, işine bağlılığı dolayısıyla ailesinden uzaklaşmış, kendini alkole vermiştir. Hayatını yeniden rayına sokmak için bir olay olmasını bekliyordur. İşte tam olarak "the action starts here". Daha sonra olacakları kestirmek çok zor değil, Bruce kötü adamları arar, kötü adamlar Bruce'u korkutmak için Bruce'un biricik kızına sataşırlar, bu noktada kaybetmiş olup farkında olmayanlardandır kötü adamlar çünkü Bruce meseleyi kişiselleştirmiştir. Olaylar gelişir.

Bruce Willis'i artık kafamda yeni bir rol ile canlandırmak istiyorum. Etkileyici bir karakter oynatın adamı da öyle hatırlayalım lütfen..

*Sondan edit: Aslına baktığımızda sin city, unbreakable, sixth sense gibi bir sürü gayet güzel filmi var ama sürekli insanın aklına bu dedektif tipi geliyor..

Ağustos 19, 2008

Rocky Balboa


Ben hep kendimi en önlerde Rocky bayrağı taşıyan insanlardan görmüşümdür. Her lafı açılan yerde onun *underrated* bir film olduğunu savunmuşumdur. Hatta daha da ileri gidip sinema tarihinin -en azından benim bildiğim kadarıyla- en iyi serilerinden biri olduğunu iddia etmişimdir. Bugün ekşisözlük'e bakarken, insanların da artık yavaş yavaş yeterli değeri verdiklerini gördüm ve mutlu oldum. İşi olmayan varsa otursun 1den 6ya hepsini izlesin, bence pişman olmaz. Daha yakın zamanda daha ayrıntılı bir Rocky yazısı patlatırız.

Temmuz 26, 2008

Dark Knight Boğuldu


İlk önce Armada sinemalarına buradan sevgilerimi sunuyorum. Yani nasıl olur da Temmuz ortasında bir sinema salonunun kliması çalışmaz? Hadi olur ya tut ki arıza yaptı falan, ulan bu kadar mı ucuzcusunuz ki sinemada klimalarımız çalışmıyor, biletlerinizi alıyorsunuz ama ona göre alın demiyorsunuz. Sen söyle biz de gireceksek de ona göre girelim değil mi? Film başladı, salonda boğulmak üzereyiz, zaten film kapalı gişe oynuyor resmen, görevliden klimayı açmalarını rica ettik, aldığımız cevap klimaları açtık ama ancak 15 dakikada etkisini gösteriyor.

Ulan denyo! Salak! Bu film sabahtan beri ilk defa mı gösteriliyor da bu salon bu kadar havasız? İçerisi olmuş 47 derece hala nefes almaya çalışıyoruz, oksijen yok.. Daha bir de etkisini gösterecek diyorsun. Biz de en başta beynimize oksijen gitmemesi dolayısıyla olsa gerek düşünemedik bunları söylemeyi, inandık saf gibi... Neyse film boyunca arada ufak ufak esintiler geldi ama bu ne içerideki oksijensizliği giderdi, ne de içerideki havayı 38'e indirdi.. Adam başı 3'er kilo net su bıraktık sinema salonunda. Bir daha da gidersem iki olsun, ulan hizmet kalitesi bu kadar mı düşer bir sinemada 6 ay içinde...

Filme gelince.. Gerçi biz film boyunca gelemedik filme ama.. Neyse...

----Ara ara spoiler----


Harbi harbi Heath Ledger çok iyi oynamış, o dudağını yalama hareketi, saçlarla oynaması.. Ama en muhteşem yanı kesinlikle yürüyüşü olmuştu.. Hemşire kıyafeti içinde inanılmazdı.. Hemşire kıyafeti üzerindeki Dent sticker'ına dikkat, çok hoştu.. Two face'in yaratılması çok güzel olmuş, para muhabbetini çok takdir ettim, birbirine çok güzel bağlanana şeyler vardı.. Felsefi temel de bulmuşlar, bir tanesi anarşi der bir tanesi şans der.. İnsanların özünde iyilik falan.. Güzeldi o açıdan.. Daha güzel bir Batman kızı olsa daha iyi olurdu, tatmin etmedi beni, kız çok Emrah bakışlı. I-ıh... Olmamış. Christian Bale'ı sevmediğime karar verdim, ama tam bir Batman..

Ama...

Yani bu kadar imdb'de tavana vurmalar, vay ben bundan daha iyi film görmedim, bu ne böyle, vay ben izledim hayatım değişti filmi değildi.. Aksiyon falan tam kıvamındaydı ama niyeyse bana sanki sonunu getirmede bir sıkıntı varmış gibi geldi, sanki son yarım saati fazladan olmuş gibi.. Belki de sinemanın etkisi bende bu hissiyatı yarattı, aşırı sıcak ve aşırı hızlı kilo kaybı filmin bitmesi gerektiği hissiyatı yaratmış olabilir. Ya da bir yandan da aşırı bir beklenti içinde gitmem de beni hayal kırıklığına uğratmış olabilir, ya da...

----Bundan sonra spoiler yok*----

*çünkü yazı bitti.:)

Temmuz 19, 2008

Mamma Mia!


Dün gece her şey OH ile akşamın onunda sinemaya gitme kararıyla başladı.. OH'lara gidip araba aldık, matineye baktık ve en uygununun 24.00daki mamma mia olduğuna karar verdik.. Bilet almaya çıktığımızda hayatımda daha hiç sıra beklememiş olduğum sinemada 23.00da sıra bekledim ki bu bana çok ilginç geldi.. Önümüzdeki insanlar yer seçerken bir baktık salon dolu, oeghk! dedik daha neler, ve herkesin Jules Verne'in Dünya'nın Merkezine Yolculuğu'na gittiğini gördük, bize sıra geldiğinde bizim gideceğimiz mamma mia'ya kimsenin gitmediğini gördük, biletimizi aldık..
Bir saat dolandıktan sonra geri geldiğimizde salonun açılmasını beklerken kendimizi çok garip hissettik sanki toplumdan dışlanmışız gibi.. Herkes aynı filme gitmeye çalışıyordu.. Bir ara acaba gidip biletleri mi değiştirsek diye karaktersizce bir düşünceye kapıldık, koyun psikolojisi.. Sonra metanetimizi muhafaza ettik ve girdik salona..

Mamma mia müzikal falan ama oldukça eğlenceli ve hareketli.. Her şarkı söylenmeye başlandığında arkadan kameraya doğru yürüyen bir dansçı grubu çıkıyor.. Hiç çıkmadılarsa 15 defa çıktılar ve o çıkışlarına manyak gibi sürekli güldük..
Meryl Streep ve Pierce Brosnan eğer filmde şarkıları kendileri söylüyorlarsa çok bozulacağım, o ne ses arkadaş.. İnsanlar oynuyor, dans ediyor, şarkı söylüyor her şeyi yapıyorlar, mal oldum..
İzlenesi film, değişik ve güzel..
Aferin..