Politika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Politika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Haziran 04, 2009

Ekonomik Kriz ve Paralel Evrende Olanlar

Ekonomik krizin göbeğinde duruyoruz. Kriz etkisini en sert hissettirdiği, manşetlere yerleştiği Meryll Lynch iflasından sonra 2009'un son çeyreğinde toparlanma olacak diyorlardı. Şimdi 2010 ilk çeyrek falan deniyor. IMF olmadan da Türkiye iyi olur falan da deniyor, ve hatta biz bunun için prova bile yapmışız. BDDK bize koymaz IMF ile anlaşamazsak falan diyor. Bunu diyen kurumun ülkesinin başbakanı da teğet geçer dedi. BDDK'ya ne kadar güvenirsiniz ben bilemem -bağımsız idari otorite falan ama nereye kadar bağımsız-.

Asıl kriz konusuna gelirsek. Uzun zamandır, yani yaklaşık bir yirmi senedir falan ABD'de bir deregülasyon süreci vardı. Aslında kapitalizmin en son noktasıydı bu, globalleşme ile beraber küçülen devletin gitgide daha da fazla her işten elini ayağını çekmesi -en son olacak şey olan özel güvenlik bunun en sert örneği sanırım-. Banka ve finans piyasalarından uzaklaşması devletin bu süreci beraberinde getirdi. Şimdi yeniden alenen bir regülasyon sürecine girildi. G8de ezeli düşman ebedi rakip Almanya ve Fransa'nın beraber gel beraber Amerika'yla bir olalım bir regülasyon yapalım demeleri bunun en net örneği. Şimdi devlet küçükken dahi kontrolü elinde tutmak, suyun başındaki küçük tek taş olmak istediğini -ve hatta zorunda olduğunu söyledi-.

Şimdi paralel evrene, biraz daha anladığım bir alana geçersek..
Bu biraz hukuki olacak, okuyanı umarım baymaz.Biraz önce google reader'ımda gördüğüm bir habere göre Avustralya'da franchise sözleşmeleri eğer standart form sözleşme şeklinde yapılırsa, franchise alanın tüketici sayılıp sayılmaması konuşuluyor. Bir yandan bakınca bu zaten hukukta yeni trend olan zayıfın korunması mantığının devamı. Tüketicinin korunması hakkındaki düzenlemelerin temel hareket noktası, tüketicinin pazarlık şansının çok kuvvetli olmaması. Yani bir mal satın alırken onunla ilgili ayrıntılı olarak pazarlık yapma şansınız yok tüketici olarak. Mesela garanti süresi 2 yılsa, 2 yıldır. Siz bir bakkala gidip aldığınız mala "ben buna daha çok para vereyim ama bunun garantisi 2 yıl olsun" diyemezsiniz. Bu nedenle sizin yerinize bunu kanun diyor. Ama ticari ilişkilerde bu böyle yürümez çünkü sonsuz pazarlık şansınız olduğu kabul edilir. Standart form sözleşme kullanılması bunun aksi olduğunu ortaya koyar.

Bunun ekonomik krizle alakası ne? Benim garip mantık zincirim içerisinde şöyle yerleşti;
Devlet bundan 15 sene önce her şeyden elini çekmeye çalışıyordu. Şimdi her şeyden elimi çeksem de herkes benim kurallarımla oynasın diyor. Bunun bir yansıması finans piyasalarında çıkan krizden sonra finans piyasalarını regüle etme çabası, diğer bir yandan bununla aynı doğrultuda ticari ilişkileri dahi kontrol etme çabası. Enteresan bir dönem oluyor, çağ çok net değişiyor gözlerimiz önünde. Hissettirmeden kontrol altında tutma dönemine geliyoruz galiba. Devlet küçülürken sınırları dar çizilmiş bir alanda tacirlerin, finansçıların falan takılması hedefleniyor sanırım.

*Resim ne alaka demeyin Fringe'le başlığın alakası var, izleyecek olanlara spoiler olmasın diyordum ki artık oldu bile.:D

Aralık 18, 2008

İ.MG v. KK

Dün akşam Ankara’nın, pardon Türkiye’nin en ilginç adamını (ilginç derken lütfen yerine istediğiniz kelimeyi koyunuz), izledik televizyonda. Herkes zaten aşağı yukarı aynı şeyleri düşünüyor sanırım. Ben biraz daha sövmeden, objektif olarak bir değerlendirme yapmak istiyorum. Özellikle sayaç mevzuunda.

körüklü sayaç

İlk olarak vatandaş’a –kendimden biliyorum- mekanik sayaç vermişsin, elektronik sayaç vermişsin, farketmez. Bana sayaç alırken sorsalar ucuzu mu pahalısı mı diye, ilk olarak aralarındaki fark ne diye sorarım. Aralarındaki fark birinin hata yapma ihtimalinin yüksek olması diğerinin düşük olması ise, tamam dersin bir değerlendirme yapar alırsın. Ama şimdi bakınca, ikisi de hata yapıyor. O zaman neden ucuzunu almayayım. Birisi ön ödemeli, diğeri sonradan ödemeliymiş. Ön ödemeli alınca, belediye parayı peşin toplayıp faizi, ıvırı zıvırı toplayıp gelecek. Biz hayırsever milletiz, severiz belediyemizi kalkındırmayı. Çünkü kalkındıralım ki, belediye yanlış tahsil ettiği parayı yalnızca mahkeme kararıyla geri versin. Ha tabi vatandaş elektronik saat alırken, “baba bak burda da bunun mekaniği var istersen bunu alabilirsin” denmemiş. O zamanlar böyle bir teknoloji yoktu sanırım(!).

Şimdi İ.MG diyor ki, vatandaş gelsin, isterse ben onlara mekanik saat satarım. Elinde elektronik saat olan   ankaralı gidip bir tane daha saat alacak ki, gitsin üstüne otursun. Başka bir işe yaramaz çünkü. Ha bir de bunun yan getirileri var belediyeye, takmak için de para isterler bunlar. A, gerçi pardon, EPDK onun haksız olduğuna hükmetmişti zaten. Bu arada İ.MG, İngilteredeki 18 milyon doğalgaz saati sahibinden sadece 2 milyonunun ön ödemeli saat sahibi olduğu verisini kabul etmiyor.önödemeli

İ.MG, konuşma dakikaları hesaplandığında KK’ye fark atmış, yaklaşık 2 katı kadar konuşmuş. Burada yaptığı savunma şu oldu, KK’nin Arena’da yaptığı konuşmaları da eklemek gerektiğini söyledi, ama Ses TV’de kendi yaptığı konuşmaları saymıyor.

Eksisozluk’te yazarını hatırlamadığım bir entry beni yardı. Orada, İ.MG’ye tek rakibin Ahmet Çakar olduğu söylenmiş. İnanılmaz güldüm buna, Ahmet Çakar’ı Ankara vatandaşı yapma şansımız  yok mu?

Ekim 25, 2008

Tekel..


Niyeyse uzun zamandır benim aklıma tekel dendiğinde ilk olarak Türk Telekom, ikinci olarak da Microsoft geliyor. Kendi kendime diyorum ulan başka tekel mi yok.. Neyse..

Dün OnS'dan mail aldım, "anarşik mi olacaksın başıma" içeriğinde bir mail, cevaben; "evet olacağım", hatta hırsımdan kaynaklı 2 Kasım'da Ankara'da Öğrenci Kollektiflerinin mitingine bile katılma isteği var içimde. Kesin katılmam ama bir şey de dürtmüyor değil.

Her neyse, anarşi(!) içerikli yazılarımıza bir yenisini daha ekleyelim.. Bunu da bildirgec.org'da gördüm, 1 Kasım günü sabit telefon kullanılmama kararı alınmış. Bunun nedeni de yüksek telekomünikasyon (özellikle internet) ücretleri ve kalitesiz hizmetmiş. Uzun zamandır telekomünikasyona verdiğimiz paranın bana çok koyduğunun söylüyordum isabet oldu. Bu gazımı da alır bari bu. Aslına bakılırsa benim bir gün sabit telefon kullanmamam Telekom'a koyar mı? Koymaz, çünkü haftada 2 kere falan kullanıyorum zaten. Ama belki kullanan birine denk gelir. Biz de böylece Turkcell-Vodafone-Avea üçlüsüne para kazandırmış oluruz. Ulan! Yanlış oldu, bunu demeyecektik.

Bu arada bir de Ankara'da toplu taşıma kullanmama kararı alınsa da İ.MG görse gününü (gününü demezdim burada ama blogger'ın kapatılması için bir malzeme de biz vermeyelim şimdi).

Kara Cuma

Yine resimsiz ve iki yana yaslanmamış bir yazı, onlar kapattı ya, daha bi yazasım geliyor. Neyse, konuya geleyim, biraz önce ekşisözlük'e girdim, ve sol frame'de gördüğüm şudur; 24 ekim 2008 taksim olayları, 24 ekim 2008 blogger a erisimin engellenmesi. Takip edememiş olanlar için akp karşıtı öğrenci gösterisine polis orantılı güç kullanara müdahale etmiş (!), diğerini zaten bir önceki postta irdeledik.

Evet, ifade özg...

SANSÜR!

Öncelikle kişisel bir bilgi vermek istiyorum bu yazıya başlamadan önce. Ve lütfen bu bilgiyi alır almaz küfretmeye başlamayın şahsıma, çünkü hepimiz aynı kafadan değiliz.

Bilgi: Ben hukuk fakültesi'nde öğrenciyim.

Bizler fakültedeki eğitimimiz süresince olaylara iki açıdan bakabilmeyi öğrenmek amacıyla, ve her haksız görünenin de haklı olduğu bir nokta olabileceğini görmek üzere eğitim alıyoruz. Tam ben kendimi bu konuda yeterli görmeye başlamışken neyi hedefleyerek karar verdiğini, teknolojiden bihaber yaşayan, özgürlükler hakkında zerre kadar fikri olmayan, cezaların şahsiliği ilkesine dair en ufak bir fikri olmayan bir meslektaşım(!) olduğunu gördüm. İşbu nedenle de kendimi sorguladım, acaba bir hedefi vardı, veya yaptığı işlemin mantıklı bir gerekçesi vardı da ben mi göremedim. Aradım aradım bulamadım.

Neyse, eminim üzerime vazife değildir ama bu karar nedeniyle "hukuk" adına özürlerimi sunuyorum. Ve bu "hukuk" bildiğimiz "hukuk" değil artık. Hamdolsun ki Youtube, wordpress ve blogger'a bulaşılması sonrasında hukukun tüm ilkelerini bir kenara bıraktık. Afiyet olsun.

DN: Güzel bir karikatür bulmuştum, güzel ülkemizin konumunu gösterir nitelikte, resim eklemeyi şu şartlar altında beceremediğimden daha sonra edit olarak eklerim. Pardon, editlememe gerek kalmaz büyük ihtimalle, başka bir sansür haberine kullanırım artık.

Edit: İki tarafa yaslamaca.

Ekim 19, 2008

Ergenekon Ltd. Şti. A.Ş.


Malumunuz Ergenekon davası Silivri'de görülmeye başlanacak yarından itibaren. Silivri esnafı ise durumdan memnun. Oldukça karlı bir dönem onları bekliyor. Lokantalar, oteller, pastaneler karlarını katlayacaklar, turist akını olacak yarından itibaren.

Memleket çok garip, dava dolayısıyla turist akınının yaşandığı bir ülkedeyiz.

Ekim 13, 2008

Kriz, Obama, JFK ve İran


Geçen gün Cumhuriyet gazetesinde Amerikan ekonomisinin 20. yüzyıldan itibaren girdiği krizlerin bir zaman çizelgesi üzerindeki yerleşimleri vardı. Sırası ile belli başlı kriz ve duraklamalardan sonra gelen olayları sayıyorum: II. Dünya Savaşı, Kore Savaşı, Vietnam Savaşı, Körfez Savaşı ve Irak Savaşı

Amerikan ekonomisinin -ki krize girmesine gerek yok, büyümenin yavaşlaması bile yeterli bir sebep aslında- savaşı bir ateşleyici olarak kullandığı artık açık seçik ortada. Bu senaryo bir devlet politikası olmanın ötesinde, devletin genetik koduna işlenmiş sanki. Bu sefer de Washington'daki akbabalar haritalarını önlerine çekip, sabahlara kadar strateji geliştirmekle uğraşacaklardır. Ancak bu sefer dikkat edilmesi gereken nokta saldırılacak hedef ve başkanlık seçimi.

Barack Obama savaş karşıtı söylemleri ile büyük bir rüzgarı arkasına alarak geliyor. Bütün anketler Obama'nın 6-7 puan önde olduğunu gösteriyor. McCain, Palin'i aday gösterdiğine şimdiden pişman olmuştur bile. Eğer kasıma kadar bu hava böyle devam ederse, Obama büyük olasılıkla Amerika'nın ilk siyahi başkanı olacak. Dedemin tabiri ile, asıl eşşeğin büyüğü de arkadan geliyor...

Amerikan ekonomisi şu an 1929'dan beri girdiği en büyük krizde. Büyük Bunalım (Great Depression) 10 yıl sürmüştü ve evet doğru bildiniz II. Dünya Savaşı ile sona erdi. Şimdi ikinci Büyük Bunalım yaşanıyor. Amerikan ekonomisi sadece finansal önlemlerle bu krizi aşabilecek noktadan uzaklaştı. Zira kriz, Avrupa ve Asya'ya da sıçramış durumda. Dünya ekonomik düzeninin yeniden kurulması lazım ve yeni düzenler ancak yeni savaşlar ile kurulur. Bütün bu verileri alt alta koyunca ortaya tek bir sonuç çıkıyor: Eğer yılbaşından önce İsrail, İran'ı vurursa kimse şaşırmasın. Son iki senedir Dünya kamuoyu ufaktan böyle bir operasyona hazırlanıyor. Çok sevdiğim bir deyiştir: Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.

Tabii ki bu durum savaş karşıtı Demokrat, özgürlükçü, yenilikçi Obama'yı köşeye sıkıştıracak. Büyük ihtimalle önce savaşa direnecek ve fakat bir süre sonra teslim olacak. O da sistemin yöneticisi değil, bir çarkı olduğunu anlayıp İran Savaşı'nı meşrulaştırıcı söylemlere girişecek. Peki ya eğer, Obama direnmeye devam ederse? İşte burada yine tarihin tozlu sayfalarını açıyoruz. Gerçi Hillary ağzından kaçırdı ama kimse üzerinde durmadı. Savaşa direnen bir Barack Obama, bazı güçler tarafından JFK'nin yanına, faili meçhul bir şekilde gönderilebilir. Siz, İkiz Kuleleri kim yıktı sanıyorsunuz?

Tabii burada ikinci bir senaryo da, yine bazı güçlerin daha seçim aşamasında işlere müdahale etmesi. ABD de tıpkı bizim gibi kimi bölgelerde tamamen elektronik bir seçim sistemi kullanıyor. Ne yalan söyleyeyim bir şey tamamen elektronik oldu mu, ben bi huzursuz oluyorum. Sanki Langley'deki bazı çocuklar sistemle oynarmış gibime geliyor. Ne bileyim kuruntu işte. Ama eğer şu ya da bu şekilde McCain seçilir ise, sığınaklarınızı süpürüp, miğferlerinizi cilalamaya başlayın. Bu sefer bomba daha yakına düşecek..

Ekim 12, 2008

Taş

TAŞ

Bakın bir parça Taş bir ülkenin gündemini ne kadar etkileyebilecek.

Gen. Kur. Bşk.'ı göreve gelince basınla olan ilişkileri kuvvetlendireceğini, basını sürekli bilgilendireceğini, sürekli enformasyon akışı sağlayacaklarından bahsetmiş, daha önce akredite edilmeyen çeşitli gazeteciler akredite edildiler. Bunların hepsi çok sağlıklıydı. Bunları duyunca çok önemli olduğu kanaatine varmıştım. Kaldı ki psikolojik harp aracı olarak kullanılan MGK'nın bu işlevini kaybetmesinden sonra basın ancak ordu hakkında spekülatif haber yapmaya başlamıştı, yukarıdaki bilgi akışıyla basının spekülatif haber yapmasının önüne geçilmesi mümkün olacaktı.

Ama tabii ki yukarıdaki hedeflere ulaşılması için öncelikle basınla iletişim kurabilecek nitelikte yetkililer olması gerekecekti.

Daha sonra geldik Aktütün olayının ardından basına verilen brifinge. Bu brifingi yanılmıyorsam Hasan Iğsız verdi. Karakolla ilgili soru geldiğinde ekonomik nedenlerden ötürü bu karakolların taşınması meselesinin gerektiği süratle gerçekleşmediği söylendi. Bu açıklamayı duyar duymaz, tam cümle tamamlandığında çok konuştukları yönünde bir yorumda bulundum. Kaldı ki hemen iki gün sonra Türkiye'nin dört bir yanında inşası süren Golf sahaları gündeme geldi. Golf sahası yapımı hakkında söylenecek bir şey yok.. Her şey ortada. Ama golf sahaları yapılmıyor bile olsaydı, bu kadar büyük bir ordu içerisinde yolsuzluk olmaması gibi bir ihtimal zaten yok, ve basının paramız yok söylemi ardından kafana kakacağı bir şey mutlaka bulunurdu.

Bunun yanında zaten inanılmaz bir PR sıkıntısı yaşanıyor Ordu açısından Türkiye'de. En çok kullanılan söylem ordunun her yerdeki en güzel yerlere sahip olduğu, en değerli arazileri elinde bulundurduğu. Paramız yok ama golf sahası yapıyoruz imajı, biraz önce bahsettiğim görüşleri kuvvetlendirerek daha da kötü bir hale getirecek. Eskiden parası var harcıyor, ama yapması gerekeni de gerektiği gibi yapıyor denirken; artık, ekmeği yok yemeğe taht-ı revanla gider sıçmaya durumuna gelindi.


Şimdi bu hikayenin taş'la ne alakası var?

Bu haberlerin başlangıcındaki brifing'in Hasan Iğsız tarafından verilmesi o gün böbreğindeki taşı kırdırmak için İlker Başbuğ'un GATA'da operasyona katılıyor olmasıydı.

Acil şifalar..

Atma Osmaaan!


Osman Pamukoğlu'nu hergün televizyonda görmek beni çok rahatsız ediyor. Söz konusu şahsın devlet yönetimine aday olduğunu söylemesi bile bence çok kötü bir durum. Gideriz Barzaniyi de alırız, Talabaniyi de alırız diyen bir başbakan adayı var memlekette. Parti kurdum diyerek televizyona çıktı 3-5 ay önce (Cevizoğlu'nun programına). Kadronuzda kimler var, kimlerle neler yapmayı hedefliyorsunuz diye kendisine sorulduğunda, OP durun daha yeni kurduk, belli değil onlar dedi. Kiraladıkları parti merkezinde 5 tane (?) faks makinesi olduğunu ve bu faks makinelerinin kilitlendiğini söyledi. Umarım bu söylem sadece bana komik geliyordur.


Gerçi nelerden bahsediyoruz, Sarah Palin'in ABD başkan yardımcısı olabilecek iki kişiden biri olduğu bir Dünya'da yaşıyoruz.


Gazeteci: Sn. Palin daha önce hiç bir devlet başkanıyla karşılaştınız mı?
Palin: Ben Alaska valisiyken bir sürü ticaret elçisiyle görüştüm.
Gazeteci: Sn. Palin ticaret elçisinden bahsetmiyorum, devlet başkanıyla karşılaştınız mı hiç?
Palin: Hayır karşılaşmadım ve bunun önemli olmadığını düşünüyorum.


"Kitap okumuyorum ve bunun eksikliğini hissetmiyorum" deyimini çok çağrıştırdı bana..

Dn: Dikkat et Palin, göz kırpmana taktım kafayı.

Ekim 09, 2008

İ.MG


Ankara'da yine yeni yeniden bir zamn haberi var. İ.MG toplu taşımaya yine zam yapmış. 1 Ocak 2008'de yaptığı zam az gelmiş, bir daha yapmış. Bir de şimdi geleneksel 1 ocak zammı patlatır üstüne, ankarada buçuklu fiyat pek gitmez. 1.30 kuruşsa 1.50 yapılır yakın zamanda. Şimdi de tam bileti 1.70e çıkarmışlar. Söz konusu zam 17 ekim itibariyle geçerli olacakmış. 1 ocak 2009'da 2.00 olmasını bekliyoruz. Şu benzin pahalılığında toplu taşıma mı ucuza geliyor yoksa araba kullanmak mı, iyi bir hesap yapmak gerekiyor, çünkü benim bu noktada tereddütlerim oluşmaya başladı.

Ayıp!

DN: Geçtiğimiz bayram maruz kaldığı muameleden sonra bir sonraki bölüm canavarıyla karşılaşmak üzere 20 ekim sabahı cebeciye davet ediyoruz kendisini, kampüs kapısından girsin de alsın o gün muamelesini. Gelecekse bildirsin ağır sanayi hamlesi hazılayalım.

Eylül 17, 2008

Korkak Tavuk


"Ermenistan maçına 500 küsur Türk seyirci gitmişti... Bunların 20 kadarı, Gürcistan üzerinden Ermenistan'a mal taşıyan kamyon şoförlerimizdi. Geldiler stadın kapısına, biletlerini aldılar, tam içeri girecekken, Türkçe, yani anladıkları dilden "hoşgeldiniz" diyen Ermeni gençlerinin konukseverliğiyle karşılaştılar. Sevindiler tabii... Çünkü Ermeni gençleri, sadece "hoşgeldiniz" demekle kalmıyor, üzerinde İngilizce ve Ermenice yazılar bulunan tişörtler dağıtıyordu. Bedava... Avanta tişörtleri alan kamyoncular, ekstra sevindiler... Giydiler hemen... Tam turnikelerden geçiyorlardı ki, "Bi dakka hemşerim, n'aapıyorsunuz siz" diyen Türk gazeteciler tarafından durduruldular... Ve, n'aaptıklarını o zaman öğrendiler... Çünkü, avanta diye kapıp giyiverdikleri tişörtlerin üzerinde, "Soykırımı Tanıyoruz" yazıyordu!"

Yılmaz Özdil
Hürriyet
16.09.2008



Bu olay bana Fenerbahçe'li olmamıza rağmen takdir ettiğimiz ve gülerek karşıladığımız "korkak tavuk ortega" pankartını hatırlattı.

Temmuz 14, 2008

Şıklık Yarışı



Akdeniz Zirvesine katılan siyasilerin eşleri şıklık yarışına girmiş. Kim kazanmış bilmiyorum ama kaybeden belli, tereddütüm yok..

Haziran 15, 2008

Zaman ziyanlığı

Geçtiğimiz bir ay boyunca herhalde zaman ziyanlığı benim ikinci adım oldu.. Bitmeyen bir sınav süreci ve her öğrencide klasik olarak görülen "bu okul bitmez abi, ben de ömrüm boyunca bu dersi alırım" modu sürekli açık konumda dolaşıyorum. "ben ömrüm boyunca bu dersi alırım" modunda gezdiğim derse de çalışmamak için;
"ben gideyim de bir maçlara bakayım.."
"60. dakika olsun villa atsın da ben de gideyim..."
"saat tam saat olsun öyle çalışmaya başlarım..."
"bir yemek yiyeyim de tekrar tekrar otur kalk olmasın.."
vb. psikozlarla ömrüm devam ederken, bir anda garip garip düşüncelere kendini kaptırmış hocaların derslerine çalışıp onların garip/uçuk fikirlerinin aslında comte'un fikirlerinden esinlenilmiş ve bilimsel temelleri olan düşünceler olduğu hakkında sonuçlara varıyorum..

Bilimsel düşüncesi olduğu kanaatine vardığım bu insan aynı paragraf içerisinde "Jacobs kahvesi"ni "Fransız Devrimi"ni "Kapitalist küresel sermaye"yi ve pek tabi ki benzer durumların olmazsa olmazı olan "Yahudiler"i aynı düşünceye temel olacak şekilde kullanan bir insan, varın devamını siz düşünün...