Eylül 17, 2008

Porto - Fenerbahçe

Maç analizimizi bu maç öncesinde yapalım istedik.

Her yerde dolanan istatistik Porto'nun Şampiyonlar Ligi'nin ilk maçlarını kazanamadığı yönünde. Ama istatistik mini etek ve görülmesi gerekenler etrafındaki deyişi herkes biliyor sanırım artık. Bu nedenle böyle maçlarda - nasıl maçlar ki onlar?- istatistikler bir şey ifade etmez. Bu maçlarda artık tekniğin, taktiğin bir önemi yok, daha çok isteyen kazanacak.

Böyle saçma sapan bir yorum olmaz. Sen 8 tane forvetle maça çıkarsan teknik taktik falan önemli mi değil mi görürsün. Yukarıdaki paragraf tamamen yalandan ve dolandan ibarettir. Şimdi gerçek yoruma geçelim.

İlk olarak Fenerbahçe cephesinden başlayalım. Volkan oldukça iyi bir kaleci, aslında Fenerbahçe'nin şu anda para verip de alabileceği en iyi kaleci. Arada sırada aklı gidip geliyor.. Buna da alıştım ben kendi adıma artık. Ama ne olursa olsun, bundan 3 sene önceki "Yapma Volkan" dedirten halinden oldukça uzakta bir profil çiziyor. Geçtiğimiz Hacettepe maçında yaptığı hareket dolayısıyla kendisini suçlu hissettiğini tahmin ediyor ve bu akşam oldukça iyi bir oyun ortaya koymasını bekliyorum.
Defansa gelince. Gökhan Gönül ("GG"), Önder, Lugano, R.Carlos("RC") oynayacak gibi bir söylenti var. İlk olarak ben defansın göbeğinde Yasin'in yerine veya CanArat'ın yerine her türlü Önder Turacı'yı tercih ederim. Bir defa en azından onlardan çok daha tecrübeli, ve patlama ihtimali daha az. Bence geçen sene Zico'nun Yasin'i Lugano'nun yedeği olarak görmesi oldukça yerindeydi. Yasin de Lugano tarzında tek hamleli ağır bir oyuncu. Önder ise biraz daha çabuk, hava toplarında da başarısız olduğunu söylemek pek mümkün değil. Lugano ise bildiğimiz Lugano, dinlenmiş, konsantre, tam performans gösterecek bir havada, garip gurip kart görmezse tabi... GG'nin performans düşüklüğü gözlerden kaçmıyor. Önder'in bu maçta -eğer tercih edilirse- GG'ye yakın oynaması oldukça mantıklı geliyor bana. Hem bek oynamış olması, hem de GG'nin çok sık ileri çıkıyor olması ve oranın kapatılması ihtiyacı dolayısıyla. RC'nin ileri çıkışlarında onun yerini kim doldurur bilemiyorum. O görev de sanırım Maldonado'ya patlayacak..
Maldonado demişken ortasahaya geçelim. Maldonado'yu ilk defa ligde seyrettiğimde ben genel'in aksine oldukça beğenmiştim. "Anticipation"ı oldukça yüksek ilk olarak, sürekli takım arkadaşları nerede onu takip ediyor. İkinci olarak savunmadaki boşlukları direk doldurmaya yöneliyor. Bence bu maçta en çok sol bek'i kapatmak zorunda kalacak. Bunun nedeni, RC'nin fiziksel olarak artık gidip gelmeyi kaldıramıyor olması, hem de Uğur Boral'ın ("UB")mental açıdan bu seviyede futbol oynamaya uygun olmamasıdır bence. UB çok nadiren saha içerisinde vermesi gereken doğru kararı veriyor. Ben tam olarak bu nedenle Vederson'u UB'ye tercih ederim diyorum sürekli. Ama an itibariyle Vederson'un oynama ihtimali olmaması dolayısıyla bu oyuncuyu değerlendirmeyi daha sonraya bırakacağım. Sağ açıkta da -yine sakatlık dolayısıyla- alternatifsiz bir Kazım("CC") söz konusu. Burak bence gitsin karı kız peşinde takılsın, ondan başka bir şey olmaz.. CC bence Şampiyonlar Ligi'nde her zaman oynayabilecek bir oyuncu. Bunun nedeni bir defa inanılmaz yüksek seviyedeki fiziksel gücü. Teknik kapasitesi de yüksek.. Tercihlerinde onun da UB gibi hataları oluyor ama bunların ne olacağını önceden tahmin edebiliyoruz UB'nin aksine. CC Şampiyonlar Ligi, Avrupa Şampiyonası gibi önemli maçların oynandığı organizasyonlarda daha bir konsantre oluyor ve ciddi oynuyor. CC'nin yakın zamandaki öenmli zaaflarından bir tanesi rakibini küçük görmesiyken bu seviyede bunun olmaması dolayısıyla bu konuda sıkıntı çıkmıyor. Emre ya da Josico'nun oynaması oyunu oldukça değiştirecek bir tercih olur bence. Josico oynarsa geriye daha çok yaslanan, Emre oynarsa daha dikine oynayan bir takım söz konusu olur. Ama ben, ne olursa olsun, UB'nin çıkıp yerine Emre'nin oynaması taraftarı değilim. Söz konusu durum kanat işlerliğini azaltacak ve ne olursa olsun Porto'nun hem ofansif hem de defansif gücünü arttıracak bir hareket olacaktır. Bence bu maçta kanat bindirmeleri çok önemli olacak. Alex her zaman Alex. Ertem Şener desin Jeneratör, ben diyeyim Lokomotif. Alıyor götürüyor, takımı bambaşka bir seviyede oynatıyor. Diyecek çok bir şey yok Alex hakkında..

Ben bu maçta Fener'in atacağı gollerde en önemli silahın Guiza olacağını düşünüyorum. Bu maçta ligde kaçırdığı gibi gol kaçırmayacağını düşünüyorum. Porto defansı hakkında çok bir bilgim yok, izlemişliğim yok ama okuduklarım savunmanın göbeğinin kuvvetli, sert oyunculardan değil de oyun kuran, oyuna katılan oyunculardan kurulu olduğu yönünde. İlk olarak Guiza defansın arkasına güzel sarkıyor. İkinci olarak fizik olarak kuvvetli. Üçüncü olarak Şampiyonlar Ligi'nde top oynanan mesafenin daralması söz konusu ki, bu orta sahanın ofansif organizasyonlarda forvete yakın olması anlamına gelir ki, Guiza'nın arkasına servis yapmasını kolaylaştırır. Ancak benim kafamda niyeyse CC'nin yaptığı yerden sert ortaya, ön direkte Guiza'nın ayak soktuğu bir gol canlanıyor bu maç için.

Porto'nun 433 oynuyor olması bizim beklerin oyuna çok çıkamayacağı anlamına gelir. Ama aynı zamanda kanatlarda geniş boşluklar doğacağı anlamına gelir. Çünkü kanatları kapatacağım diye Alex'i markajsız bırakamazlar. Bunu yaparlarsa göbekten çabuk delinirler, ya da Alex tek adamla marke edilir ve sıkıştırılamaz. Diğer türlü de bekler ile açıklar arasında geniş boşluk olur ki kademeli olmayan beklerde UB atar koşar, CC'de çalım atar. Bu nedenle ben ortayı kalabalık tutacak ve fakat kanatlarda savunma anlamında boşluk yaratacak -özellikle kontraataklarda- bir maç bekliyorum. Çapraz uzun topların faydalı olacağı, Guiza'nın CC'nin asistiyle, Alex'in de Guiza'nın indireceği bir topla (yay üzerinden yapacağı bir vuruşla) gol bulmasını bekliyorum. -Ulan ne spesifik salladım ama-..

Porto'da kanat adamı Rodriguez benim tek maçla olur verdiğim topçu, bunu hep yazıyorum. İçeri kat edebiliyordu izlediğim kadarıyla, ki bu eğer sağda Önder oynarsa biraz daha şans yaratacakken Lugano oynarsa sıkıntı olabilir. Çünkü Önder Lisandro Lopez'le sıkıntı yaşayabilir gibi geliyor bana iyi pozisyon alamayacak olması dolayısıyla..

Ben netice itibariyle 2-2 gibi bir skor bekliyorum. Aptal salak iki gol yiyeceğimiz tahmininden yola çıkarak..

Edit: İtalik kısım..

Jeneratör Gibi Futbolcu

ırmızılar'ın büyük kaptanı dün akşam aldı döndürdü maçı. Ertem Şener'in benzetmesi inanılmazdı. "Liverpool durduğunda, Gerrard devreye giriyor, tıpkı bir jeneratör gibi" dediği an benim bittiğim andı.


Maç çok hızlıydı, ilk yarım saat bir o kalede bir bu kalede. Marsilya hızlı oyuncularını sürekli kaçırmaya çalıştı defansın arasından, başarılı da oldular, Skrtel ve Carragher araya atılan toplarda etkisiz kaldılar oldukça. Ama Kaptan "adeta topun suyunu çıkararak" bir gol attı.. :D


Gerrard ve Torres çıktıktan sonra Liverpool bir tane daha yerse bu golü kim çıkaracak diye düşündüm, ama Babel ve Riera oldukça yeterliydi bunun için. Genel olarak Kuyt'a karşı bir beğenmeme hali mevcut insanlarda. Halbuki Kuyt, defans her hata yaptığında hatanın olduğu yerde ve çok güzel bir şekilde pres yapıyor bence, ve oldukça yıpratıcı bir oyun oynuyor. Eminim karşısında savunma yapan oyuncuları oldukça rahatsız ediyordur.

Eylül 16, 2008

Brrrst!


Daha nazik bir başlık kullanmak isterdim ama bulduramadım. Hakemlerimiz ilk üç haftada kart rekoru kırmışlar. En rekor kıran (!) ise Fırat Aydınus olmuş. İlk üç haftada Fırat Aydınus toplam 7 kırmızı 19 sarı kart göstermiş. Yani maç başına 2.3 kırmızı kart, 6.3 sarı kart yapar. Bre hocam brsst afedersin.. Premier League'de ilk 3-4 hafta tamamlanırken (yani her türlü bizden fazla maç oynanmışken) gösterilen kart sayısı 107, bizim ligde ise 147.. Bir yerde bir yanlışlık var..

Eylül 14, 2008

Bir Garip Kadro

Hasan Şaş'ın sağ bek olduğu, Aydın, Arda, Kewell, Ümit, Nonda'nın aynı anda sahada olduğu bir kadro vardı dün akşamki maçta. Maçta orta saha mücadelesi hiç olmadı. Galatasaray bir ara kadronun ortasahasının tek defansif oyuncusu Ayhan'ı da çıkartıp yerine Lincoln'ü de aldılar ki bence çok ağır bir teknik direktör mentalitesi hatasıdır. Tamamen yığılma üzerine oynamayı ortaya koyan bir hareket bence, ve bu durumda oyuncunun da telaş yapmaması imkansız çünkü teknik direktör panik yapmış, dakika 70'te takım 7 tane forvet oynayabilecek adamdan oluşan bir kadro var. Tamamen kaotik, kontrolsüz bir oyun hedefleniyordu. Ben anlam veremedim.


Barthez Ömer inanılmaz bir maç çıkardı, bu bir gerçek. Ama Galatasaray'ın benzer bir kadroyla başka bir takıma karşı oynaması mümkün değil, çünkü orta saha namına hiç bir şey yoktu maçta.. Servet oldukça kötüydü. Ama sıradan bir form düşüklüğü olduğunu tahmin ediyorum. Ama Meira Servet ikilisi çok ağır kalıyorlar göbekte, bence farklı bir alternatif denenmeli, bir tanesinin yerine kesinlikle daha hızlı bir oyuncu gerekli.


Antalyaspor sanki 3 kişilik ofans hattıyla oynuyor. Bence yabancıları oldukça iyiydi. Anadolu takımlarının fiziksel olarak güçlü teknik olarak daha zayıf olan oyuncuları tercih etmeleri bence daha mantıklı. Zitouni, Ngenwenya, Djiemdua tam bir kontra atak üçlüsü olmuş. Son vuruşları yok belki ama çok iyi atlet oldukları su götürmez. Galatasaray'ın orta sahası olmaması dolayısıyla, Antalyaspor'un hızlı 3lüsü doğrudan defansla karşı karşıya kaldı ve bu onları zor durumda bıraktı. Üçlünün teknik kapasitesi biraz daha yüksek olsa çok daha hayal kırıklığı yaratacak bir sonuç olabilirdi..

İstatistik

Şimdi ilk olarak sizlere bir profil çizeceğim. Bir maçta 1 asist, 1 gol, 1 penaltıya yol açan hareket. Boyu uzun, hava toplarına hakim, tatlı sert, biraz ağır ama doğrudan skora etki ediyor. Ben olsam bu adamı direk kendi takımıma alırdım, her maç ilk onbirde oynatırdım. Ama ne yazık ki bu adam hepsini yanlış tarafa doğru, kendi kalesine karşı yapıyor. Ve evet yanılmadınız, bu adam Can Arat. Fenerbahçe'nin defansının yedeğinin Can Arat olması da beni üzüyor. Ben bu çocukta hiç bir gelecek göremiyorum. Zeki değil, pozisyon okuma - sezme benzeri bir şey yok, tahta bacak, ağır, onun haricinde iyi bir topçu sanırım, ama bunlar da olmadan hiç bir şey olmuyor tabi..


Neyse maça gelinecek olursa, tandemin iki adamı yok. Forvetin esas oğlanı yok - evet, Genç Semih'ten bahsediyorum-, sağ açık çoktur yok, sol açık hiç bir zaman olmadı, sol bekin yedeği yok, orta sahada bir oyuncu yok. Ama tabii bunların içinden doğrudan oyunu etkileyen 2 kişi vardı, tandem, ki zaten yukarıdaki paragrafta etkilerini bayağı bir açıkladık. Onun haricinde ilk 20 dakika oldukça iyi bir oyun sergilendi. Maçın devam eden kısmında ne oldu da birden oyundan bu kadar düşüldü onu bilemiyorum, ama ben ilk anda enerjilerini ekonomik kullanıyorlar diye düşünmüştüm ve fakat devamında da daha iyi bir şey olmadı.

Maç boyunca Hacettepeli oyuncuların hiç ayağının kaymayıp Fenerli oyuncuların ayakta duramaması oldukça ilgi çekiciydi. Sanki maçlardan önceki antrenmanın sahada yapılması bu konu için iyi bir çözüm olabilir, ne de olsa sahanın bozulması gibi bir ihtimal yok..



Hacettepe'nin Oftaş'ın yerini alması çok iyi olmuş. Hacettepe Red Deers oyuncuları tribünde yerlerini almışlar. Umarım bütün Hacettepe Üniversitesi öğrencileri sahiplenir takımı da güzel bir tribünü olur, kızlı erkekli falan.. Tribünlerde değişik bir seyirci profili olmuş olur..


Alex yine müthişti. İşler kötüye giderken sadece o inisiyatif aldı. Zaten daha da söylenecek bir şey yoktu maç için. Fenerbahçe eksikleri, sahanın garipliği, kötü oyunu dolayısıyla haklı bir mağlubiyet aldı.

Eylül 11, 2008

Anti-Futbol

Bazı kavramları ne kadar dar yorumluyoruz. Fatih Terim dün akşamki Türkiye - Belçika maçından sonra garip açıklamalarda bulunmuş.

"Sahaya iki top atanlar var, yatanlar var. Ben böyle anti futbolla
oynayacağıma yenilirim. Böyle olacağına 10-0 mağlup olmaya razıyım.
"

Fatih Terim

Şimdi bunları söyleyen insanın tam anlamıyla bir beyefendi olması lazım öyle değil mi? Sanki aynı Fatih Terim değildi yenilgiyi hazmedemeyip İsviçre maçında oyuncularına rakip takım oyuncularına saldırması için talimat veren? Sanki aynı Fatih Terim değil her maç rakip kulübedeki teknik adamlarla birbirine giren.

"Futbıl"ın güzelliğini sadece sahada oynanan oyundan ibaret sanıp -biz şiir gibi futbol oynadık ya zaten-, fair play yokmuş gibi davranmak. Alpay'la hala dalga geçilir fair play dendiğinde, ama düşünmek lazım bir an, acaba Fatih Terim gibi anılmak mı daha iyi yoksa Alpay Özalan gibi mi?

Eylül 10, 2008

Allez Les Bleus!

Bu adama dikkat...*
Fransa'nın içerisinde olduğu düşüş herhalde kimsenin gözünden kaçmıyordur. 98'de yakalanan altın jenerasyon, 2006'ya kadar götürdü Fransa'yı. Aslında 2006'da gelen başarı bugünlerin sinyallerini çok net bir şekilde veriyordu. Fransa izlenirken hiç keyif vermiyordu.
Wikipedia bu takımı iki dönem olarak inceliyor. "Platini Era"sı ve "Zidane Era"sı. Fransa Milli Takımı'nda en çok forma giyen 10 oyuncuya baktığımızda bu oyuncuların 3 tanesi hariç hepsinin 98 kadrosunda olduğunu görüyoruz. 98 kadrosundan futbolu bırakanların hepsi savunma hattında oynayan oyuncularmış. 98'in iskelet kadrosunu oluşturan ofansif oyuncular, -Zidane hariç- hala oynuyor.

Fransa Milli Takımı kadrosu hala inanılmaz. Tamam belki bir Zidane yok :D, ama bu takım Zidane olmadan da oynayabilecek bir takım. Taktiği zor olmayan, 4231 ile 4213 arasında gidip gelen bir taktikle oynaması son derece kolay olan bir takım. Defans hattında aslında 96'dan beri ne azalan bir kalite var ne de başka bir şey. Defansif orta saha açısından da bir sıkıntı yok, forvetler eskisinden daha iyi. Takımdaki tek sıkıntı -kadro bazında- oyunun iki yönünü oynayabilecek oyuncu yok. Bu tip oyuncu futbol literatürümüze neredeyse Zidane'la girdi, ardından gelen Lampard, Gerrard, Ballack, Xavi, İniesta onun takipçileri oldular benim gözümde.


Ama bir tek Zidane'ın olmaması bir takımı Dünya ikinciliğinden, Dünya Şampiyonluğu'ndan gruplardan çıkamamaya kadar götürmez. Şimdi alta bir dizilim yapalım ve bana birisi bu takımın nasıl olup da Avrupa Kupasında Yarı Final göremediğini, saçma sapan takımları yenemediğini açıklasın.

Sagna - Mexes - Gallas - Evra
(Squilacci, Clichy, Abidal yedek)
Lassana Diarra - Alou Diarra
(Toulalan yedek)
Govou - Flamini - Ribery
(Nasri, Malouda, Gourcouff, Ben Arfa yedek)
Henry

Şimdi söyleyeceklerim sizi şaşırtmasın, yukarıdaki kadro atak yapamıyor. Böyle bir şey olabilir mi ya? Bu kadar rezalet bir futbol anlayışı olan, bu kadar yıldızların olmadığı bir Avrupa Şampiyonası'nda "koskoca" Fransa Milli Takımı gruptan çıkamıyor.

Fransa milli takımı bitmiş.


*Dikkatinizi çekti mi, bu adama hiç bir şey demedim, ne diyeyim...
**Edit: Yedek kulübesine Abidal girdi, Evra çıktı..

Eylül 08, 2008

Erken Gelen Açıklama

"Türk liginde çok fazla gol atmak zor"

Guiza açıklamayı patlatmış, ama biraz erken kaçmış. Gelirken sanırım topçular hiç istatistiklere bakmıyorlar, burayla Hollanda Ligi'ni aynı değerlendiriyorlar herhalde. Benzeri açıklamayı Kezman'da yapmıştı. Ama Kezman bu açıklamayı geçen sezon ortasında yapmıştı. En azından Guiza'nın daha öngörülü olduğunu söylemek mümkün. Bununla teselli olabiliriz züğürt olarak.

Spor gazetesi neden alınır?


Benim spor (futbol) gazetesi satın almam için en azından ligler oynanıyor olmalı (haber kalitesini geçtim) veya ne biliyim yanında iddaa eki veya poster vb ek veriyor olmalı. hadi hepsini geçtim kuponla ansiklopedi tencere vesaire veriyordur almak zorundayımdır.

Şimdi yukarıdaki gazetelerin tirajlarına bakıyorum, geriye dönük her aydan rastgele olarak 3ncü haftayı aldım. Şubat/Mart/Nisan/Mayıs, Lig kızışmış, 4 takım şampiyonluğa gidiyor, fener CL de çeyrek final kovalıyor; bu 4 spor gazetesinin tirajı 500binlerde. Haziran ayı geliyor, ligler bitmiş uefa08 gündemiyle 600binleri geçiyor diye yorumluyorum.

Ancak temmuzdaki %22 lik artışa bir anlam veremiyorum. Açıp karıştırdım fotomaçı, manşetler: "crespo aslanı seçti, meira gs de, dacourt fenerin son bombası, kiessling son bomba, xabi tabi diyecek, alonso fenerde.." başka bişey yok..

Nitekim ligler başladı, iddaa maç sayısı arttı, iddaa ekleri arttı ama satışlar artmadı. niye? transfer sezonu bitti diye mi?
Harbiden halk bunu seviyor/istiyor demekki..

Eylül 05, 2008

Free Willi


Geçen akşam gecenin bir körü oturmuş televizyona bakıyoruz. Zap yaparken her zaman gördüğümde duracağım Bruce Willis'le karşılaştık. Pek tabii ki durduk biz de. Karanlık, sigara dumanıyla dolu bir ortam. Tepeden azıcık vuran loş sarı bir ışık. Elinde viskisiyle, benden geçti bu işler bakışını atan Bruce Willis.

Bu sahneyi kafanızda canlandırdığınızda aklınıza ne geldi? Kahraman dedektif Bruce, işine bağlılığı dolayısıyla ailesinden uzaklaşmış, kendini alkole vermiştir. Hayatını yeniden rayına sokmak için bir olay olmasını bekliyordur. İşte tam olarak "the action starts here". Daha sonra olacakları kestirmek çok zor değil, Bruce kötü adamları arar, kötü adamlar Bruce'u korkutmak için Bruce'un biricik kızına sataşırlar, bu noktada kaybetmiş olup farkında olmayanlardandır kötü adamlar çünkü Bruce meseleyi kişiselleştirmiştir. Olaylar gelişir.

Bruce Willis'i artık kafamda yeni bir rol ile canlandırmak istiyorum. Etkileyici bir karakter oynatın adamı da öyle hatırlayalım lütfen..

*Sondan edit: Aslına baktığımızda sin city, unbreakable, sixth sense gibi bir sürü gayet güzel filmi var ama sürekli insanın aklına bu dedektif tipi geliyor..

Eylül 02, 2008

Fener Alsın Bunu - Ben Biliyordum #2

Geçtiğimiz sezon Türkiye ile Uruguay bir hazırlık maçı yapmışlardı. Bu maçta sol kanatta tank gibi -hız anlamında değil, güç anlamında- bir topçu vardı. O zaman adını bilmiyorduk kendisinin 7 numaralıydı. O maçta Fener alsın bunu demiştim.



Ertesi gün bir spor gazetesinde Beşiktaş Cristian Rodriguez'in peşinde diye haber çıkınca çok gülmüştük.

Kendisi forma numarası kadar milyon eurocuğa (7m) karşılığında Porto'ya transfer olmuş, bu sezon Fenerbahçe karşısında izleyeceğiz. Bu adamın da iyi topçu olduğunu ve adam gibi bir yerlere gideceğini söylemiştik.

30m Pound - Ben Biliyordum #1

Bu postla beraber yeni bir seri başlattım. Bundan sonra önceden söylediğimiz ve tutan şeylere burada yer vereceğim. Yani bundan sonra başlıyorum sallamaya, ne de olsa birisi tutar ve ben de buraya yazdıracak kadar denk getiririm.

Geçtiğimiz yıldan beri ONS'la ne zaman PES oynasak, benim durduramadığım takım Tottenham'dı.. Bunun nedeni de tam olarak bu Bulgardı. Bu süreç boyunca ONS Berbatov her alıp döndüğünde 30m Pound olum bu adam benzeri söylemlerle karşılaşıyordum. Adam harbi 30 milyona gitti, ONS geçen seneden belirlemişti bu adamın ederini.
Ama tabii bunu sağa sola demekle olmaz, zamanında yazmak lazım..

Arap bol bulunca...

süleyman al-fahim
£78.95m? no prob!

Buyur burdan yak, arap deriz beğenmeyiz.. şu sıfata bak.. hormonlu alişan gibi.. ama kusura bakmayın para onda..

Manchester City
In: Jo (£19m, CSKA Moscow), Tal Ben Haim (£5m, Chelsea), Vincent Kompany (£6m, Hamburg), Shaun Wright-Phillips (£10m, Chelsea), Pablo Zabaleta (£6.45m, Espanyol), Glauber Berti (loan, Nurnberg), Robinho (£32.5m, Real Madrid)

Eylül 01, 2008

Alexsandro


Fenerbahçe'de 10 numaranın sahibi geldiğinden beri büyük değişim gösterdi. Ama en büyük değişimi bu sezon gösterdi sanırım. İlk geldiği sezon fiziksel olarak çok zayıf olduğundan ve fakat duran topları çok etkili kullandığından bahisle oynatıldı hep. Büyük maçlarda oynamadığı söylemi de aynı sezon içerisinde ortaya çıktı. O zamanlar için fiziksel olarak yetersiz olduğu, birebir mücadeleye girmediği ve pres yapmadığı yönündeki iddialar gerçeği yansıtıyordu.


Son iki sezonda daha farklı bir Alex izlemeye başladık. Doğrudan kaleye attığı frikik sayısı yok gibiydi. Bir zamanlar 22-24 metre mesafeden kaleyi direk gören pozisyonlarda penaltı gibi hazırlanan bizler, artık o güvenimizi yitirmiştik. Ama buna rağmen Alex'in istatistikleri yükselmeye devam etti.


Geçtiğimiz sezon bir oyuncunun ulaşabileceği en yüksek istatistiklere ulaştı. Şampiyonlar Ligi'nin asist kralı oldu, Türkiye Ligi'ni asist ve golleriyle taşıdı. Ama yine de bu adama (*Fatih Terim mode on) - when no looking at tabele- koşmuyor, basmıyor denildi. Bir bilgi notu verelim; Alex Fenerbahçe'de oynadığı 162 maçta 86 gol, 88 asist yapmıştır ve bu rakamlar toplandığında 174 defa doğrudan tabelaya etki etmiştir. Basit bir hesaplamayla maç başına 1'den biraz fazla bir şekilde tabela üzerinde etki göstermiştir.


Aragones Fenerbahçe'ye gelirken, Aragones basmayanı, koşmayanı sevmez dediler, Aragones Alex'i keser mi acaba dediler. Koşmuyor denilen Alex'i, Aragones daha da geriye çekti, yerine Semih'i koydu, Alex geride basmak zorunda kaldı, gelip savunmasına yardım etmek zorunda kaldı. Ama işin garip yanı, bu yapmak zorunda kaldığı her şeyi yaptı. Partizan maçında bir topuk pası verdi, top kaptırıldı, 40 metre adam kovaladı, defansın solunda pres yaptı, topu aldı, yeniden topuk pası verdi ve takımı atağa kaldırdı. Kendi kalesine bu seneye kadar hiç bu kadar yaklaşmayan Alex bu sefer geliyor, basıyor Maldonado'ya yardım ediyor.


Aragones İspanya'sında herkes Xavi vardı İniesta vardı onlarla oynuyordu diyor. Alex, Fenerbahçe'de İniesta veya Xavi'nin İspanya'da oynadığından farksız oynuyor. Geliyor, basıyor, alıyor, top dağıtıyor. Belki onlar kadar iyi pres yapıp top kapamıyor ama kendisini bu kadar geliştirdikten sonra onlar kadar pres yapıp top kapabileceğini de tahmin ediyorum ben.

Daha da iyi olacak bence..

5 Kuruş #2

Bugün sanırım deja vu günü.. Biraz önce yoldayken yine 5 kuruşa muhtaç oldum. Uyuz oluyorum.

İşin İlk Günü #2


Yine bir ay başı, yine işin ilk günü.. Bu sefer ufak bir sıkıntı var ki burada iş isteyebileceğim kimse bile yok..

Ağustos 30, 2008

Biz Zaten UEFA İstiyorduk

Adnan Polat tam olarak tahmin edildiği gibi Fenerbahçe Stadında UEFA Finali'ni hedeflediklerini söyledi. Garip diyeceğim, diyemiyorum söz konusu Adnan Polat olunca. Ama söylemde bir gariplik var:

"Şu anda UEFA'da mücadele edeceğiz. Kendimize Kadıköy'de finali oynamayı hedef gösterdik. Gelecek UEFA Kupası'nın finalinin oynanacağı yer burası olunca gönlümüzden geçmişti. Yeni hedef UEFA'da finali oynama. Ancak Saracoğlu Stadı'nda oynamak daha anlamlı olur."

Yani Adnan Polat diyor ki, biz Şampiyonlar Liginde oynamak istemiyorduk, hazır kupa da ayağımıza kadar gelmişken onu alalım diyorduk diyor. Aslına bakınca GS'nin, yarısı gücünde bir takıma yenilmesinin de bir başka anlamı olmasını bekleyemezdik başka bir sebep olmasa değil mi?
*Resim maxfutbol.com'dan arak.

Ağustos 29, 2008

Baki Forever



Baki Mercimek, benim içten içe sempati duyduğum bir topçu. Baki ne yaparsa yapsın asla yaptığını kasıtlı yaptığını düşünmüyorum. Mesela geçen sene Fenerbahçe Beşiktaş maçında Kazım'a yaptıkları, asla kasıtlı değildi bence. Çünkü Baki yaptığı hareketlerin sonuçlarını kestiremiyor. O yüzden kart görmüyor. Görmemeli.

Baki için aslında rakip takım formalarının sırtlarına isim yerine "Boşuna sallama, bacağın yetişmez buraya", şortların yanlarına "Eğer bu yazıyı okuyabiliyorsan, yeterince yaklaştın" gibi bir ibare koyup, hem sakatlanmaların önüne geçilebilir, hem de Baki boşuna ayak sallamamış olur. Hem bu formül uluslararası maçlarda da uygulanabilir, nitekim Baki her dili okur.

Velhasılı kelam bu sezon Ankaraspor'da oynayacakmış, gidip gidip izleyebilirim Baki'yi. Umarım sağda solda enseden görürüm. Çok değişik bir kafa yapısı var -hem içeriden, hem dışarıdan-...

Ağustos 28, 2008

Fenerbahçe - Partizan

Fenerbahçe dün akşamki maçta Partizan'ı 2-1 yenerek Şampiyonlar Ligi'ne katıldı. Maç sonrası yorumlarında Fenerbahçe'nin ilk yarım saat oldukça iyi oynadığı yönünde ifadeler vardı ancak Fenerbahçe'nin bu ilk yarım saat içerisinde defansif anlamda oldukça büyük sıkıntıları vardı. Bu süreç içerisinde Carlos ve Lugano eğer iyi oynamamış olsalardı gol yeme olasılığı çok yükselecekti. Çünkü Partizan'ın iki pırpır zencisi her aldıkları topta Lugano ve Yasin'le başbaşa kalıyorlardı. Yani aradaki Maldonado yetersiz kalıyordu. Daha sonra Partizan mı yoruldu, başka bir şey mi oldu bilmiyorum ama bu sıkıntı ortadan kalktı.
Maldonado bu maçta oldukça iyi oynadı. Yukarıda yetersiz kaldı dedik ama bunun nedeni Maldonado'nun yeterince iyi olmaması değil, Maldonado'nun her yere yetişemeyecek olmasıydı. Daha sonraları Alex biraz geriye geldi, Semih yaklaştı derken Maldonado iyi oynamaya başladı. Maldonado geldiğinden beri yaptığı ve benim en çok sevdiğim şey inanılmaz yüksek sayıda pas yapmasıydı. Yani ayağında hiç top tutmuyor, topu en kötü aldığı adama geri veriyor ve saha içerisinde sürekli hareketli kalıyordu. Bu özelliğinin iyi yanı baskı yerken küçük üçgenler yaratmada oldukça başarılı olmasıyken, sıkıntı bu bu üçgenlerin ileri doğru hareketi engellemesiydi. Çünkü Maldonado kurduğu üçgenlerin tabanını defans oyuncularıyla kuruyordu. Ama bu akşam Maldonado ara pasları falan attı. Topu koşturmaya devam etti, kritik noktalarda önemli atakları kesti kart almadı.. Yasin ve Lugano'nun kart/faul oranı %100'ken Maldonado aynı kritiklikteki faulleri kart almadan yaptı. Ama bu adamın tek bir sıkıntısı var, hatta bu bütün Fenerbahçe ortasahasının problemi. Boyumuz çok kısa. Hiç bir hava topunu alamıyoruz ve zıplanmasının tek nedeni rakibi rahatsız etmek. Fenerbahçe ortasahasında boy şu andaki mevcut boy ortalaması 177,4cm. Şaka gibi bir rakam. Maldonado'nun boyu bir karış daha uzun olsaydı çok daha başarılı bir maç çıkartabilirdi. Netice itibariyle Maldonado sürekli oyuna hareket getiriyor, pozisyon yaratmasa bile topu dağıtıyor ve bunun neticesinde insanlar koşmaya başlıyor ve üstelik Selçuk'tan çok daha fazla isabetli pas atıyor ve bu pasların hızları da çok iyi ayarlanmış oluyor.

Dün akşamki maçta Gökhan Gönül, golü atana kadar Semih, Kazım ve Uğur Boral oldukça kötü oynadılar. Semih hiç bir topu ayağında tutamadı. Bunun nedeni pek tabii ki sakat olması olabilir ama öyle bir durum yoksa, çok güçsüzdü. Kazım bir türlü çizgiden aşağıya inmedi sanki yemin etmiş gibi, Gökhan da belki Kazım'dan etkilenerek ne ileri çıktı ne de defans yapabildi doğru dürüst.

Uğur Boral'a da apayrı bir paragraf lazım. Ben geldiği günden bu yana bu adamın futbol zekası -kibar olmak için böyle diyorum- fakiri olduğunu söylüyorum. Yani bir insan saha üzerinde bu kadar zeka pırıltısı göstermeyebilir mi, ben bunu anlamıyorum. Böyle bir şey olamaz. Hep aynı çalım denemesi, bir vücut fake'i at, sonra dön çizgiden koş, "Ulan Uğur Partizan bile yemiyor artık bu çalımı"

Guiza benim Zafer Biryol olma yönündeki tahminlerimi doğru çıkartma yolunda emin adımlarla gidiyor. Sanki 14 milyonun altında eziliyor gibi. Çok hırslı, reklam panosu tekmeliyor, pres yapıyor falan ama niyeyse bu söylediklerim bana bulutların üzerine gönderilmiş ışıktan bir çağrı gibi Kezman'ı anımsatıyor. Guiza bak ben sana şöyle diyeyim; "Fener taraftarını hız kesmez; ama gol, tabi ki keser". Bir an önce gol atmaya başlaması gerek yoksa insanlar gidip kombineyi atacak Aziz Başkan'ın kafasına, böyle mi harcıyorsun sen 14 milyon euro'yu diye.


Şampiyonlar Ligi'ne kadar; DMC'den önce bir tane sol açığa ihtiyacı var Fenerbahçe'nin. Ortalama zekaya sahip bir topçu olsa yeter daha fazlası lazım değil. Ben isterim ki bir tane adam gibi sağ iç oyuncusu alsınlar Emre sakat olmasa ama Emre sakat..

Wikipedia'ya göre Josico gelmiş bile Fener'e, ama sanırım defansif orta saha diyince bizim takımların aklına hep Gattuso geliyor da bir Vieira gelmiyor. Bu adam da 175 cm boyunda eğer gelirse aynı ortalamayla devam edeceğiz ve rakip takımların bizim yarıalana şişirdikleri toplardan hiç birini alamayacağız.

Ağustos 26, 2008

PES Takımı Chelsea



Chelsea'nin Pes takımı olduğunu iddia etmiştik şurada, onun üzerinden Makelele gitti, Shevchenko gitti.. Takımın da PES takımlığı falan kalmadı.

Makelele ve Shevchenko yoksa almam ben artık bu takımı..*



*Çok üzüldüler dimi?

Arcade Takımı




Spor oyunları ikiye ayrılır, özellikle araba yarışı oyunları, birincisi bunlardan arcade oyunlardır (NFS gibi) çarp babam çarp istediğin kadar, arabana hiç bir şey olmaz. Virajları yaslayarak dönebilirsin her şeyi yapabilirsin. Bir de simülasyon diye tabir edilen ikinci tür vardır ki bunlarda ise olabildiğince gerçeğe yakın şeyler olur.

Galatasaray bu sene kendi kalibresinin -ekonomik anlamda- çok üzerinde transferler yaptı. Potansiyel/maliyet oranları çok güzel transferler. Bunun yanında işine yaramayacak olup da sırf ucuza kariyerli adam bulduk diye de atlamadılar adamların üzerine, hep lazım olan yerlere transferler yaptılar. Bunların ikisi de çok güzel. Ama dikkat edin fayda/maliyet değil, potansiyel maliyet dedik, ama sor bir niye dedik?
Çünkü;
Daha önce bu blogda Chelsea için müthiş PES takımı oldu demiştik, bunun nedeni tamamen taktikseldi. Yani yine arcade oyunlarda çok başarılı olabilecek ve fakat gerçekte hepsinin aynı anda oynamasını mümkün görmediğimiz oyuncular vardı. Galatasaray için de bir PES takımı demek mümkün, ama burada PES takımı demek yerine daha genelleştirerek Arcade takımı demeyi daha uygun buldum. Bir arcade oyunu olan PES üzerinden gidersek eğer bu oyuncuların hepsinin grafikleri oldukça sağlam. Lincoln salsın zehiri Baros'un önüne, Baros ittire ittire koşsun gitsin gol atsın; veya salın Kewell'in önüne, koşsun çılgın orta kessin.

Ancak realiteye döndüğümüzde kazın ayağının öyle olmadığını, veya en azından şimdiye kadar olmadığını görüyoruz. Niye? (Dr. Gürkan Kubilay mode on) Çünkü Futbol İstatistik kurumumla beraber izlediğimiz ve istatistiğini çıkardığımız maçlarda gördük ki Lincoln'ün 4. bölge diye tabir ettiğimiz bölgede attığı pasların %84'ü rakip defansla buluşuyordu (tamamen atmaca bir istatistik ama bende yarattığı intiba budur). Bunun yanında Kewell oynadığı zaman gerçekten etkili bir oyuncu ve fakat oynadığı maç sayısı bu etkisiyle ters orantılı.
Şimdi bu takıma yeni gelen Baros hakkında da bir forward mail olarak elime geçen karşılaştırmadan öğrendiğimiz kadarıyla Baros'un kariyeri süresince mac/gol ortalaması %26, Türkiye'den "are you player" repliği eşliğinde gönderilen Kezman'ın ise bu ortalaması %61. Bu istatistikte gözden kaçırılmaması gereken bir diğer nokta da Kezman'ın profesyonel kariyerinin -bu güne kadar- Baros'tan 3 yıl daha uzun olması. Kezman'ın söz konusu istatistiği koruması haliyle daha zor. Baros çok iyi bir Euro 2004 geçirdi, ama bu zamanda bile -Liverpoolda oynadığı zamana denk gelir, yani kariyerinin zirvesi %28 gibi bir rakamla oynamış ve son oynadığı takımda -Portsmouth- %0'la oynamıştır(12 maç 0 gol) ve hiç bir zaman % 30'un üstüne çıkmamış.

Pek tabi ki bu istatistikler Baros'u kötü bir oyuncu yapmaz, ama onun asla "leblebi gibi gol atan" bir forvet olmadığını ortaya koyar. Bazı gazetelerde ceza alanında direk kaleyi düşünen bir forvet olduğu söyleniyor, eğer gerçekten öyleyse ve %26 ortalamayla oynuyorsa, GS taraftarına sabır dilerim.

Netice itibariyle bence PES'te Türk takımlarından Galatasaray oldukça seçilebilir bir kadro yapısına sahipken, sakatlık durumları ve istatistikler göz önüne alındığında oldukça riskli bir takım olduğunu söylemek mümkündür.

Ağustos 19, 2008

5 Kuruş


Sabah evden çıkarken "amaan bu beş kuruş için eğilmeyeyim" diyorum. Akşam oluyor, tam eve dönecekken cebimdeki bozuklukları bir hesaplıyorum hep o almadığım para kadar eksik, ben 5 kuruşa muhtaç.. Her zaman aynı şey oluyor. Bu durumda elimde kalan diğer bozuklar da bende kalmaya devam ediyor, üstelik ulaşım için verdiğin 5ytl'nin de üzeri cebine eklenince bir ton bozuk para oluyor, şıngır şıngır geziyoruz ondan sonra.

Çok gıcık.

Rocky Balboa


Ben hep kendimi en önlerde Rocky bayrağı taşıyan insanlardan görmüşümdür. Her lafı açılan yerde onun *underrated* bir film olduğunu savunmuşumdur. Hatta daha da ileri gidip sinema tarihinin -en azından benim bildiğim kadarıyla- en iyi serilerinden biri olduğunu iddia etmişimdir. Bugün ekşisözlük'e bakarken, insanların da artık yavaş yavaş yeterli değeri verdiklerini gördüm ve mutlu oldum. İşi olmayan varsa otursun 1den 6ya hepsini izlesin, bence pişman olmaz. Daha yakın zamanda daha ayrıntılı bir Rocky yazısı patlatırız.

Ağustos 18, 2008

Batman Geri Dönmesin


Kezman nihayet gitti, resmi siteden açıklama da geldi. Sağlık kontrolünden de geçerse sözleşmeyi imzalayacakmış. Le Guen'in PSG'nin resmi sitesindeki açıklamasında değerli bir oyuncu falan gibi bir şeyler dediği yazıyor. Ben buradan Le Guen'e "Biz de öyle diyoduk canım" demek istiyorum.

Eğer Senna gelecek olursa da Brezilya - İspanya kapışması olur mu kulüpte diyerek hemen dedikodu tabanını oluşturayım gelecek bu sezon için.

Küçük(!) Hüso


Ben bu adama Hüseyin demeyi tercih ediyorum, bence bu isim direk Hüseyin'in o dildeki versiyonudur. Hüso'ya kırdığı rekor, kazandığı madalya dolayısıyla ve de rahatlığı dolayısıyla saygı duyuyordum zaten. Ama bugün yazarlara bakarken bir başka nedenle daha saygı duydum. Bu nokta da Hıncal Uluç'u heyecanlandırmış olması. Bildiğiniz üzere normalde Hıncal Uluç için rakipler zorlamamıştır, zaten eskiden olsa böyle mi olurdu? 1968 olimpiyalarındaki rekabet artık yok, öyle bir yıldız kalmadı. Böyle yıldızlık olabilir mi? Atletizm bitmiş şeklinde devam eden bir yazı olurdu ama Küçük(!) Hüsam Hıncal'a bile "Bu adam makine" dedirtmiş. Çok büyük saygı duydum.

Dünün raporu



Galatasaray maçının ancak ikinci yarısını yakalama fırsatım oldu, halbuki bu sezon kendi takımımızın Şampiyonlar Ligi maçları hariç bir maç izleyemeyecekken bu izleyeceğimiz son maç olacaktı. Premier Lig gitti, Şampiyonlar Ligi gitti, Fransa Ligini otur izle desen üstüne para versen izlemem zaten.. Düşünsenize yıldız topçu diye, takımı toparlasın, bu sezon küme düşmeye oynamayalım diye Kezman'ı almak isteyen takımlar var orada, düşünün ne kadar kötü yani.


Neyse Galatasaray maçının ilk yarısını izleyemedim, ama aldığım duyumlara göre zaten izlenmeye değer hiç bir şey de yokmuş. İkinci yarı güzel maç oldu, Kewell gerçekten güzel başladı; 1 gol 1 asist; hızlı, güzel orta açıyor, arapasları yerinde, sakatlanmazsa çok iş yapar ama geçtiğimiz iki sezonda toplam 16 maçta oynamış. Düşünün müzmin sakat Emre bile 2 sezonda toplam 45 maçta oyanmış. Neyse, dediğimiz gibi sakatlanmazsa çok iş yapar. Ama Lincoln şaka gibi. Dün akşam ONS'un yorumu çok yerindeydi, sanki mahallede top onun olduğu için onu da oynatıyorlar. Bir insan evladı hiç bir iş mi yapmaz? Direk el freni takımda.. Ben bir ara ceza alanı içinde top Kezman'a geldiğinde, "amaaaaan, rahat ooool, ne de olsa atamaz" diyerek, heyecanlanmıyordum bile, Lincoln de aynı nane. Ver topu, dön arkanı kaleye doğru koşmaya başla çünkü kesin top kaptırmıştır da karşı takım atağa çıkmıştır.

İfadeye gel..
Dün akşamki maçta Hasan Şaş -hiç sevmesem de- 3 tane Lincoln ederdi. Çeşitli Sinan Engin hesaplarıyla gitmek gerekirse çok farklı sonuçlar bulunabilir o ayrı. Ama biz 3 olduğunu kabul edelim. İlk yarı bir çalım atmış onun methini duyduk, ama iyi paslar falan veriyor. 70'te yatmaya başladı gerçi Hasan ama Skibbe çıkardı hemen, bu acıya çok katlanmak durumunda kalmadık.
Ben topçular hakkında ne zaman tahminde bulunsam tutmaz. Yani derim bu adam sakat bundan bi yol olmaz, o adam oynar. Derim oha iyi transfer bu çok iş yapar, herifte pubis çıkar, kalça genişlemesi çıkar bişey çıkar oynayamaz. Kewell'a sakat bundan bişey olmaz dedim, gerisini siz düşünün.
Kayserispor'da Aghahowa'yı görmek bile beni mutlu etti. Çok kanatlara kaçıyor, bakalım nasıl olacak. Purovic ise Lisbon'dan gelmiş. Hiç izlememiştim daha önce, sanırım zaten 3 gol atmış Lisbon kariyerinde, ondan önce de Zigic'in partneriymiş. Adamın Lisbon'dan geldiğini duyunca, bu adam iyidir, iyi olmasa Lisbon kalkıp Karadağ'lı oyuncuyu neden alsın, gider Brezilya'dan ucuza bir tane zenci alırlar demiştim. Ki adamın iyi olmadığını, patlak transfer olduğunu farkettim. Ama netice olara Kayseri takımını beğendim kadro sağlam daha katılacak oyuncular falan da var, iş çıkar onlardan yani. Bakalım hadi hayırlısı.

Ağustos 13, 2008

Indoor Adventure

Bunu hakettin süleyman!
Bir kaç gün önce davetsiz gelişinle başlattın son maceranı. En etkili ve tek silahınla başedebileceğini sanman ikinci hatandı.
O silahını kullanıp yok olduğunda hepsine kıs kıs gülüyordun. Aynen tavanda tepetaklak ortaya çıkışında sana ulaşamayan zicardinho’ ya kıçınla güldüğün gibi..

Amaa yanılıyordun gringo, yaklaşık 4cm2 lik kütlenle devlerin mekanına yaptığın seyahat gidiş-dönüş olamazdı.
Dostum, zicardinho burada yabancıları sevmez.

Kabul ediyorum, çabuk oyuncuydun, aralara iyi kaçıyordun, sıkışınca ters bilek hareketleriyle rakibini yanıltıyordun. Hamlelerden son anda kurtularak rakibini bacakarası yemiş pletikosa gibi bırakıyordun.

Ama dostum gerçek şu ki, göze hoş gelsen de kazım kazım gibi zamanla sinir bozucu oluyordun..
Master Yoda da küçüktü, çabuktu ve bir anda yok olabiliyordu.
Ama senin aksine farkında olduğu bir şey vardı: “strong am i with the force, but not that strong”

Şafak vakti olmuştu..
kızıl gökyüzü kanlı bir sabahın habercisiydi sanki..
ama sen hala umursamıyordun süleyman.. geniş koridorda sanki baban yaptırmış gibi dolaşıyordun..
oysa ki deplasmandaydın dostum ve kan yemini etmiş Zicardinho bu küstahlığını kıvırıp sana sokmak için peşindeydi..

ve seyahatin sonu gelmişti.. istasyona girişini müjdeleyen trenin son düdüğü duyulmuştu sanki..
son hatan o kavanozun içine girmen olmuştu..
beklediği fırsatı bulan zicardinho, peşinden kavanoza girmeyi denemişti, ama seni çıkarmanın daha mantıklı olacağını düşünürek bir kaç aparkat vari hareketle amacına ulaşmıştı..

ayakkabı kutusunun geniş düzlüğündeydin artık.. kaçabilecek bir ara, saklanabilecek bir delik yoktu.. son maceran bitmişti süleyman..
küstahlık mı? O ilk hamlede senin kaba etinden fırt diye çıkıp kaçmış, senin kopmuş kuyruğunu ağzında sallayan zicardinho’ da vücut bulmuştu..

süleyman, yoda da olsan, ratatuy da olsan farketmezdi..

zicardinho burada yabancıları sevmez..

Ağustos 08, 2008

Dağların Yeşillerinden Gelen Bir Elma


Kâh akdenizin makilerinden bir portakal, kâh anadolunun bozkırlarından bir tutam sarı buğday... Evet... Şimdi Tayfun var blogumuzda... Evet Tayfun, nasıl bu kadar sakin konuşabiliyorsun?

TT nasıl oluyor da bu kadar sakin konuşabiliyor. Hep aynı tonda konuşuyor, sürekli duruyor. Bu akşam izlerken şunu farkettik ki adamın konuştuğu insan da bu adamla aynı hızla konuşmaya başlıyor ister istemez.. Adamın sukûneti karşısındakini uyuşturuyor..

Ağustos 07, 2008

Alır Verir Döner Vurur Atar


Semih Şentürk başlıkta yazan her şeyi yapabilen bir adam haline geldi. Gerçekten, alıyor, veriyor, atıyor, attırıyor, basıyor, dönüyor, vuruyor, atıyor, atıyor ve bir daha atıyor. MTK maçında 4. golü atmadan önce artık birisi tutsun ama şu adamı dediğimi hatırlıyorum, nitekim kendisi ceza alanı dışında topu alıp, dağıtıp, boşa kaçıp gol attı. Oeghk! dedim ben de. MTK ne kadar kötü olsa da neticesinde profesyonel futbolculardan oluşuyor, bir adam bu kadar mı marke edilemez olur? Bunda pek tabii ki Semih'in payı çok büyük, çok geziyor, yalancı koşular yapıyor falan filan, Semih yaz yaz bitmez ondan bırakıyoruz burada.

Guiza geldi, defansın arkasına güzel koşular yapıyor, ofsayta düşmüyor, ittiriyor kaktırıyor. Kaçırdıklarından bir tanesinde önce defansa fake atarak koşu yaptı -ki takdire şayan bir hareketti-, kumaşının iyi olduğunu gösterdi. Ama biz çubuklunun altında nice iyi kumaşlar gördük bir elbise olamayan. Kezman gibi saman alevi gibi parlayıp söneceğine, Deivid gibi açılsın ya da direk Gökhan gibi geldiği andan itibaren iyi oynamaya başlasın. Umarım daha önce söylediğim şekliyle bir Toni olur da bir Zafer Biryol, Sinan Kaloğlu olmaz. Nedense benim aklımda ikincilerden olacağına dair bir düşünce var. Şom ağızlılığım üstümde yine ama merak etmeyin ben ne dersem futbolda tersi olur.

Dün akşamki maç gerçekten 4. dakikada uzatmalara girdi. O noktadan sonra ne bizimkiler ne de MTK'lılar oynamak istedi. Kazım çok şık hareketler yapıyor gerçekten, adamın hedefi asla kafasına vurayım öldüreyim değil; önce sol dize sıkıyor bir tane sonra sağ dize, sonra sağ dirsek sonra sol dirsek derken işkence ede ede öldürüyor rakibini. Rakibi küçümsediğinden sanırım böyle oynuyor, istediği zaman daha verimli olabileceği ayan beyan ortada.

X'in tam bir Y olmaması

Türk spor basını aslında sürekli x ve y'li denklemlerle tarif edilebilir bir yapıya sahip. Daha önceki postlardan birinde X'in bittiğinden bahsetmiştik. Bu sefer de bir başka bakış açısından yaklaşacağız olaya. Bu bakış açısı da -başlıktan anlaşılacağı üzere- x'in tam bir y olmaması hali.
Bu denklemi spor basınımıza Sergen Yalçın kazandırdı. Dün akşam Sergen'in;

"Emre aslında tam bir defansif ortasaha değil. Emre bir Aurelio değil. "
"Semih aslında tam bir santrafor değil. Semih bir Hakan Şükür değil. "
dediğini duydum ve işte bu da bir fenomen olmaya aday dedim. Tıpkı "X takımı" gibi ya da "X bitmiş" veya "X adam değil" gibi söylemlerin arasında yerini aldı benim için.

Ağustos 05, 2008

Geriden Gelen Müzik

Tam çalışmaya dalınmış, Dünya'nın (büyük "D" ile başlayanı, neden farklıdır ben bir türlü anlayamam bunu özel yapan nedir?) en sıkıcı işini -ki kendisi 25 sayfalık bir mal ve hizmet listesi tercümesi olur- yapmaktayken gerilerden bir şarkı geldi. Bir baktım arkadan killers çalıyor - hem de benim bilgisayarımda değil-, bir mutlu oldum, bir mesut oldum.. Aslında bana ne dimi, sanki killers babamın oğlu mu değil. Evet.
Neyse ben tercümeye döneyim...
Sanitary installations, sanitary wares.
Water sanitizing appliances,
water softener, ....

Ağustos 01, 2008

Federer Bitmiş

Federer Cincinnati Masters'da Karlovic'e yenilince 1 numarayı Rafael Nadal'a bırakabilirmiş. Aslında Federer bitmemiştir, çünkü Federer hiç varolmamış, overrated bir tenisçidir. Ama Nadal da bize heyecan vermiyor zaten, aslında bugün heyecan veren kimse yok zaten spor dünyasında..
Dimi Hıncal?

İşin ilk günü

Sanırım her zaman işin ilk günü çok sıkıcı oluyor.. Yine işin ilk günü - şaşırmayın cuma işe başladım- ve benim yine yapacak bir işim yok ve insanların elinin içine bakıyorum resmen bana bir iş versinler diye.. Bakalım yarım saat daha bekleyeceğim yine olmazsa bu sefer gidip işimi söke söke alırım..

Vermesini bilmeyenden, almasını biliriz. R.Hood.